logo

Üç hikaye bir fıkra

Uluslar arası gündem Rusya olduğundan mülhem Çarlık Rusya’yın inkıraz sürecine şahitlik ederken kendi doğru bildiği yoldan sapmadan yaşamış dünya edebiyatının devlerinden Lev Nikolay Tolstoydan, 3 Nasihat. Hikaye ve neticeleri biraz kısalttık. Arzu eden zevkle okuyabilir.

Uluslar arası gündem Rusya olduğundan mülhem Çarlık Rusya’yın inkıraz sürecine şahitlik ederken kendi doğru bildiği yoldan sapmadan yaşamış dünya edebiyatının devlerinden Lev Nikolay Tolstoydan, 3 Nasihat. Hikaye ve neticeleri biraz kısalttık. Arzu eden zevkle okuyabilir.

Bir tarlada yabani bir ot bitmiş.

Bilge birisi gelip otu biçmemelerini otları yok etmek istiyorlarsa kökünden sökmelerini söylemiş. Bilgenin dediklerini önce kimse dinlememiş. Çünkü bilgenin görünüşüne bakmışlar. Sonra ot biçmeyi kutsal hale getirmişler. Uzun zaman sonra birisi bilgenin söylediğini hatırlatmış. Denemek yerine, hatırlatanı beyinsiz, zararlı demişler, çoğaltmak isteyen yabancı ot taraftarı ilan etmişler.  Akıllarına hiç biçmeyin kökünden sökün dediğini hiç düşünmezlermiş

-Netice-

Kötülüğü iyilikle savmak prensibi. (Hz. İsa). Kasıtlı söz, aklı gizleme, kötülük çoğaldığında şiddetin meşruluk kazanan toplumlar çökmüş toplumlardır. Bu toplumlarda kasıtlı yorumlarla hakikat gizlenir.

Un yağ süt vb. gıda satarak geçimini kazananlar daha fazla kazanmak için Zararlı, ucuz şeyler katmaya başlamışlar

Tüccarlar memnun muş. Alıcılar şikayetçiymiş. Piyasada bunlardan başka mal yokmuş. Sıhhatleri bozulunca açlıktan mı ölelim bundan başka yol yok diyorlarmış. Bu hal uzun süre devam etmiş, herkes alışmış.

Bir kadın eski usul ve adetleri biliyormuş. Ucuz gıda almış, hepsini birer birer kontrol etmiş hileli yiyecekleri satanlara çıkışmış. Tüccarlar en iyi cinsten mallar olduğunu, herkesin aldığını, gıdaların ödülleri olduğunu, tabelaları göstermişler, sen iyi un iyi yağ görmemişin demişler. Kadın bağıra bağıra herkese anlatmış

Tüccarlar, kadının deli olduğunu, milleti aç bıraktığını, köylü cahil birisi, kıskançlıkla suçlamışlar. Kalabalık kadının üzerine yürümüş. Kadın derdini anlatamamış. Kadının insanların ihtiyaçları olan yiyeceklerden mahrum etmeye çalıştığı fikri kabul edilmiş.

-netice-

Sahtekarlıktan, hırsızlıktan, haksızlıktan ve doğruyu söyleyince sizi bile bile bile suçlayanların ne yediklerinden yeyin ne de dediklerini dikkate alın.

Bir gurup insan yolculuğa çıkmış yollarını kaybetmişler.

Bataklıklardan, ağaçların arasından, dikenlerin üstünden yürüyorlarmış ama yürümek imkansız hale gelmiş. Grup ikiye ayrılmış

Birinci grup hiç durmaksızın ilerledikleri yönde ilerlemeleri gerektiğini söylüyorlarmış. Eninde sonunda hedeflerine varacaklarına diğerlerini de inandırmaya çalışıyorlarmış. İkinci grup gittikleri yol doğru olsa hedeflerine çoktan varmış olmaları gerektiğini söylüyorlarmış. Çözüm olarak mümkün olduğu kadar her yöne hızlı yürümek gerektiğin söylüyorlarmış. Yolcular ikiye ayrılmış

Aralarından birisi içinde bulunduğu durumu düşünüp hesap edip ondan sonra karar vermesi gerektiğini söylemiş.

Ancak hareket etmek gerektiğini söyleyen iki grup yoldan biraz saptıklarını kısa zamanda tekrar yolu bulacaklarını söylüyorlarmış. Her iki grupta korku ve heyecandan, olduğu yerden durup bekleyerek hedefe nasıl varılacak, korkaklık bu diyorlarmış. Çoğunluktan ayrılan kişi, Çok yöne gitmekle yada yanlış olan tek yöne gitmenin farkının olmadığını, zaten her halükarda ilerlemenin olmadığını, Çözümün yıldızlara, güneşe vd. şeylere bakarak doğru yolun hesaplanabileceğini söylemiş. Duraklamanın durmak olmadığını söylemiş. Kimse dinlememiş.

Birinci gurup olduğu yönde ilerlemiş, ikinci grup bir o yana bir bu yana yürüyüp duruyorlarmış. Denildiğine göre hala her iki gruptakiler hala yollarını arıyorlarmış.

-netice-

Biz zaten tembel geri kalmış bir toplumuz. Bu aylaklıktır. Bir an önce çalışmamız lazım diyenler oldu. Kurtuluşun her ne pahasına olursa olsun ilerlemek gerektiğini ister tek yöne isterse çok yöne ilerlemek olduğunu söylediler. Yanlış yola düşmüşler olarak bir an olsun durup düşünmek gerekir. Hallerini biraz olsun çareye başvurmuyorlar.

Ama bu fıkra yerli ve milli.

Ama Cuma Günü…

Meşhur fıkradır. Ademoğlunun babası Cuma günü olmuş. Fıkra bu ya. Ölen kişide dini vecibelerin hiç birinden eser yokmuş. Sadece bir Cuma vaazında “Cuma günü ölenlere Allah rahmetiyle muamele eder” denildiğini duymuş. İmama sormuş -hocam babam cennete gider mi? Hoca -Allah rahmet etsin. Dini vecibelerinden şunu yerine getirir miydi? Hayır ama Cuma günü öldü, Şunu yapar mıydı, hayır ama Cuma günü öldü, şunu yapmaz mıydı? Hayır ama Cuma günü öldü. Hoca ne derse Israrla –Ama Cuma günü öldü. Cuma günü ölenlere Allah rahmet eder diyordunuz demiş. Hoca dayanamayıp, Cuma günü bir şey yapmazlar ama Cumartesi günü … demiş.

Fıkra kısmı bir tarafa koyarsak biz bu hali her gün, her olayda yaşıyoruz.  Bu sayede her şeye ama her şeye bir kulp bulabiliyoruz.

Bu üllkede hangi sorun yaşanıyorsa hep Cuma günü muamelesi görüyor.

Daha nesini söyleyeyim canım efendim… 

Etiketler: »
Share
568 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ