logo

SALAVATIN MANASINA İTİBAR

Salavatı tanımlayan Faruk Beşer, yapılan salavatların kelimelere ve sayılarına kutsiyet atfetmeden bilinçle ve manaları düşünülerek okunması gerektiğini belirtiyor.

Faruk Beşer’in  Yeni Şafak’ta yayımlanan yazısı (10 Mayıs 2019):

Salat’ü Selam ve Salat-i Tefriciye

Salatın kök anlamı duadır. Kavram olarak değer verip tazim ve tebrik etme övme ve hayrı için dua etme anlamlarına gelir. Bizim ne hikmetse Farsça’dan alarak ‘namaz’ dediğimiz ve günde beş vakit eda ettiğimiz malum ibadet de salattır. Çünkü onda da hem tazim hem dua anlamı vardır.

Resulüllah’a salavat getirme ifadesindeki ‘salavat’ salat’ın çoğuludur. Müslümanlar hem namaz anlamındaki ‘salat’ ile hem de Resulüllah’ı tazim ve tebcil anlamındaki ‘salavat’ ile memurdurlar. Allah buyurur ki, ‘Şüphesiz Allah da O’nun melekleri de Peygambere salat ederler. Ey müminler siz de ona salat edin ve bol bol selam edin (Ahzab 56)’. Bunun ikisine birden ‘salat’ü selam’ denir. Bu Allah’ın bir emri olduğu için Resulüllah’a ‘salat’ü selam’ okumak farzdır, ama bu farzın miktarı ve zamanı bildirilmediği için, Resulüllah’tan bahsedilen bir mecliste bir kez okumakla bu emir yerine getirilmiş olabilir. Bunu kasten terk etmek ise küfre kadar gidebilir. Resulüllah da‘insanların en cimrisi, benim adım anıldığı halde bana salat okumayandır’ buyurur.

‘Salat’ü selam’ın fazileti ayrı bir konudur, ama salat’taki asıl mananın değer verme olduğunu düşünürsek, Resulüllah’a Allah’ın salat etmesi, ona değer verip onu övmesi, meleklerin ve insanların salat etmesi ise yine ona değer verdiklerini ve saygılarını bildirip onun için Allah’a dua etmeleri demektir.

Salavat’ın belli bir kalıbı yoktur. Resulüllah’a, ‘sana nasıl salavat etmeliyiz’ diye sorulduğunda o, Tahiyyat’tan sonra okuduğumuz ‘salli ve barik’ dualarını öğretmiştir. Demek ki, en güzel ‘salat’ü selam’ budur, salat başka cümlelerle de yapılabilir. Bunun için tarihte pek çok şeyh kendi sevenleri için özel bir ‘salat’ü selam’ cümlesi oluşturmuştur. Bursevi bu farklı kalıplardaki ‘salat’ü selam’ların iki bini aştığını söyler. Bazıları da bunu kendi cemaati için bir farklılık olarak yapmışlardır. Ancak benim anladığım şudur ki, İslam ümmetinin bütününden ayrı görünmeyi hedefleyen her eylem fırkacılığa götürür.

Bu salavat kalıplarından biri de ‘Salat-ı tefriciye’ olarak bilinen ve bir bakıma Resulüllah ile tevessül ederek, onun hürmetine diye hastalıklardan, bela ve musibetlerden kurtulmak/tefric bulmak için 4444 kez okunan o bilinen salavattır.

Mağrip ve havalisinde ‘Salât-i Nâriye’ olarak bilinir.

Sıkıntılar sebebiyle Peygamberimiz’e salât’ü selam okuyup, Allah’a dua ederek tefric/kurtuluş istemek meşrudur ve umulur ki, Allah onun hatırına bu duayı daha çabuk kabul eder. Yeter ki, isteyen Allah’tan istemiş, Resulüllah’ı sadece bir vesile edinmiş olsun.

Ama elbette aşırı övgü içeren ve tevhide uymayan ifadelerle ‘salat’ü selam’ okunmaz.

“Salat-i tefriciye” olarak bilinen salâtü selam cümleleri hadislerde ve Sünni kaynaklarda bulunmamaktadır. Şia kitaplarında ve Mağrip’te yazılmış dua kitaplarında yer alır. Bizde dua kitabı yazanlar bunu oralardan almış ve kitaplarına koymuşlardır. Bu kitapları yazanların, kitaplarının satışını artırmak için, bunu şu kadar okuyan şöyle olur, gibi ümit verici müjdeler zikretmeleri bunun yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

Kısaca bu salatü selama özel bir yer verip, bunu diğerlerinden farklı bir konumda görmenin dini bir dayanağı yoktur. Hatta selefi bir yorumla yanlış anlaşılabilecek kelimeler içerdiğine dair yazılar da okudum.

Peki, bu nereden çıkmıştır?

Muhtemelen birisi bir derde müptela olmuş ve içinden gelen bu cümlelerle Resulüllah’a uzun süre salâtü selam okuyarak Allah’tan derdinin giderilmesini istemiş, Allah da duasını kabul buyurmuştur. Sonrakiler de bu çokça okumayı, herkesin aklında kalsın diye 4444 sayısıyla sınırlamışlar ve bu salâvatı bu kadar okuyanın derdine Allah çare verir demişlerdir. Oysa duaların kabulünü sağlayan pek çok şartlar ve sebepler vardır ama bu şartlar arasında böyle bir sayı yoktur. Dolayısıyla faraza bu salâvat cümleleriyle dua edip isteğine kavuşan birisinin bulunmuş olması, herkesin bu sayıda bu salâvatı okuyarak isteğini elde etmesi anlamına gelmez. Hatta istediğini Allah’tan isteme yerine sanki bu salâvat cümlelerinin ve 4444 sayısının bir şifre ve sihirli bir etki oluşturduğunu zannedip, tesiri bundan beklemek sakıncalı bile olabilir.

Sonuç olarak, salât-i tefriciye, olarak bilinen cümleler, kim olduğu bilinmeyen bir insanın bir araya getirdiği cümlelerdir. Ancak bu cümlelerden ya da bunların belli sayılarda tekrarlanmasından bir medet umma, insanı Allah’tan uzaklaştırabilir, kaş yapayım derken göz çıkarılmış olabilir. İnsan tesiri Allah’tan değil, bunlardan beklemiş olabilir. Dolayısıyla bunlar ille de okunacaksa bu bilinçle ve manaları düşünülerek okunmalıdır. Bununla yapılan dua mutlaka kabul edilir diye de inanmamalıdır. Yani bu kelimelere ve bu sayıya bir kutsiyet vermemek gerekir. Çünkü kutsallık Allah’tandır ve Allah bu kelimeleri bize ne kendi bildirmiştir, ne de Rasulü vasıtasıyla öğretmiştir. Yani bu salavata Allah’ın bir kutsallık verdiğine dair bir bilgi yoktur. Allahualem.

Etiketler:
Share
340 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ