logo

GÜMÜŞHANE’DE IRMAĞIN AKIŞI DEĞİL ALTININ NAKIŞI!

“Irmağının akışına ölürüm Türkiye” İstiklal marşından sonra en çok çalınan Türküdür.

Söz yazarı Dilaver Cebeci Gümüşhanelidir. Seslendiren Mustafa Yıldızdoğan’dır. Dilaver Cebeci’nin hatırasına da Mustafa Yıldızdoğan’ın hatırına da söylenecek sözümüz yok.

Ancak siyanürle altın madeni aramaya sözümüzün olduğunu, olması gerektiğini düşünüyorum. 

Anadolu medeniyeti tarihinde ilk Tunç çağına dayanan madencilik tarihine sahip olan Gümüşhane’de Hititler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Trabzon Rum İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve günümüzde de madencilik yapılmaktadır. Gümüşhane’de başlayan 1930’lu yıllarda başlayan madencilik günümüzde de tüm hızı ile devam etmektedir.

Osmanlı devletinde bölgenin maden yatakları açısından zengin olduğu ve burada bir darphane kurduğu bilinmektedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534 tarihinde Şark Seferi esnasında Canca’da para bastırdığı daha sonra aralıklarla II. Mahmud (ö. 1839)’a kadar devam ettiği bilinmektedir. 

Günümüzde de (MTA)  2016 yılı verilerine göre altın 6 çıkarma ruhsatı,  Doğu Anadolu Bölgesinde, Ağrı, Erzincan, Malatya, Tunceli, Ege Bölgesinde, Aydın, İzmir, Kütahya, Manisa, Uşak, İç Anadolu Bölgesinde, Ankara, Eskişehir, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Sivas, Yozgat, Karadeniz Bölgesinde Amasya, Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Marmara Bölgesinde, Balıkesir, Bilecik Çanakkale, Kırlareli illerinde toplam 95 adet işletme ruhsatına sahip 463.996.23 hektar alanda çalışmalar yapmakta. En çok ruhsat Balıkesir 14, Artvin 8, Niğde 6, Çanakkale 6 ve Gümüşhane’de 5 adet ruhsat vardır.

Bu durumda aklımıza ırmağının akışına değil, altının nakışına ölürüm Türkiyem demek geliyor. 

Son zamanlarda tepki Kazdağlarındaki altın madeni aramasına yönelmiştir. El-hak doğrudur. Siyanürle altın arama, doğayı olduğu gibi katletme olmaz. Her işin bir güzel yolu, yordamı vardır. Bu vesile ile biz de diyoruz ki

Artvin, Niğde, Balıkesir, Gümüşhane dağları Kaz dağlarından daha mı değersizdir?

Bu doğa katliamına Gümüşhaneli hemşerilerimin söyleyecek hiç bir sözü yok mudur?

Siyanürlü suyun vadiye doğaya suya etkisi sıfır mıdır?

Nerede bilim adamları?

Milliyetçi, mukaddesatçı, demokrat, sosyal demokrat lider şahsiyetler çıkaran şehir niçin ölü sessizliğine büründü?

Altın aransın ama zehirli siyanürle ayrıştırılmasın bunun başka yöntemi yok mu?

Bu konu hakkında dünyada hangi yöntem uygulanıyor?

Zehirlenmek kader mi?

Bu kadar negatif etkiye rağmen yüzde 2 vb. devlet payı yeterli mi?

Üstelik bölgeden bize ulaşan, basına yansıyan haberlerde çalışan işçilerin maaşları bile zamanında verilmiyor. Devlete bir şey vermek şöyle dursun. Çalışanına bile alın terini vermedikleri ortada. 

Bu işin bir peşkeş çekme, talana ortak olma, aman benim boyumu aşar diye sesini kısma olduğunu mu düşünüyor atanmış-seçilmiş yerel yöneticiler?

Bu konuda kamuoyunda yeterli tartışma, ortak akıl olmadan yarın ah vah demenin hiç kimseye faydası olmayacak.

Gümüşhane’de siyanür ile altın aranmıyor diyebilecek bir baba yiğit var mı?

Peki o atık su sonuçta nereye akacak?

Köy ve şehirlerin birçoğu drenajla içme suyunu nehir yatağından alıyor yani hem insan sağlığı hem tüm canlılar müthiş bir tehdit altında.

Yazıktır, günahtır.

Yediden yetmişe herkesçe malum artık su altın kadar kıymetlidir, doğa dönülmez tahribatları affetmiyor.

Şırıl şırıl akan derenin sesini dinlemek siyanürden etkilenen çocuklarımıza ne ifade eder? Çocuklarımıza, doğamıza, şırıl şırıl akan deremize kıymayınız lütfen!

Zümrüt vadi çölleşmesin!

Gümüşhane’de siyanürlü altın aranmasına Çanakkale Kaz dağlarından daha cılız tepki vicdana sığıyor mu?

Sahi neyimiz eksik?

Etiketler: » » »
Share
1869 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ