logo

“AFETİN YAŞANDIĞI AN, BABANIN OĞLU TANIMADIĞI ANDIR”

Afet bilincinin önemine vurgu yapan Doğal Afetler ve Yoksullukla Mücadele Eğitim Derneği (DAYMED 2011) Başkanı Ömer Tabak, “Afetin yaşandığı an babanın oğlu tanımadığı andır” dedi.

17 AĞUSTOS 1999’da saat 03.02’de merkezi gölcük olan deprem milyonlarca insanın hayatını alt üst etti. 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği depremin psikolojik etkileri bugün bile etkisini koruyor. Merkezi Ümraniye Namık Kemal mahallesinde yer alan Doğal Afetler ve Yoksullukla Mücadele Eğitim Derneği (DAYMED 2011) Başkanı Ömer Tabak, Ümraniye Gündemi’nin sorularını cevapladı. Afet bilincinin önemine vurgu yapan Tabak, “Afetin yaşandığı an babanın oğlu tanımadığı andır.” İfadesini kullandı.

Bundan 18 yıl önce Türkiye’nin Marmara bölgesinde etkili olan bu depremde resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi öldü, 43 bin 953 kişi yaralandı ve 505 kişi de sakat kaldı. 327 bin 871 konut, 48 bin 508 işyeri, toplamda 376 bin 479 konut ve işyeri hasar gördü. 133 bin 683 bina çöktü, 600 bin kişi evsiz kaldı. 17 ağustos 1999 tarihinde yaşanan ve Richter ölçeğine göre 7,8 olarak kaydedilen deprem, Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Bolu, Bursa Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da etkili oldu.

Afet bilincinin önemine vurgu yapan Doğal Afetler ve Yoksullukla Mücadele Eğitim Derneği (DAYMED 2011) Başkanı Ömer Tabak, “Afetin yaşandığı an babanın oğlu tanımadığı andır” dedi.

1- Derneğinizin kuruluş hikâyesini anlatabilir misiniz ve ayrıca kurum ile ilgili çalışmalarınızı ve beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Derneğimiz mahallemiz yararına ne tür bir dernek kurabiliriz fikriyle yola çıkılarak birçok konuda görüş alışverişi yaptıktan sonra ilimizin bulunduğu bölgede göz önünde bulundurularak 1. derece deprem bölgesi olması hasebiyle 17 Ağustos 2011 tarihinde Doğal Afetler ve Yoksullukla Mücadele Eğitim Derneği (DAYMED 2011) adı altında kurulmuştur.

Kuruluşundan itibaren bugüne kadar ben kurucu Başkan Ömer Tabak olarak devam etmekteyim. Kurucu üye arkadaşlarımızdan 5 kurucu üye yönetim kurulu üyeliklerine devam etmektedirler.
Afet Bilinci, İlk Yardım, Yangın, Afetlerde İlk 72 Saat, Yapısal Olmayan Risklerin Azaltılması (YORA) gibi çok sayıda eğitimleri kamu kurum ve kuruluşlarda, okullarda, özel yurt ve özel hastanelerde gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimiz eğitimlerde yaklaşık olarak 2500 civarında katılımcıya katılım belgesi verdik.
Beklentilerimiz arasında ise bu konuları projelendirip yerel yönetimlerle birlikte daha çok insana ulaşmaya ve halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmaları gerçekleştirmeyi umuyoruz.

2- Çalışmalarınız boyunca elde ettiğiniz tecrübelerden sizi en çok etkileyen bir anınızı paylaşır mısınız?

Bir ceza evinde mahkumlara verilen eğitim öncesinde ceza evi müdürünün eğitime başlamadan önce bizi bilgilendirme toplantısında dernek yöneticilerine ve hocalara ithafen aralarında ağırlaştırılmış hatta 3 kez 5 kez ağırlaştırılmış müebbet mahkumlarının olduğunu söylemişti ve tam eğitime geçilmek üzereyken dernek başkanı olarak bana söz verilmek üzereydi. O an kendi kendime sordum, bu tür bir insanın hayatla bir bağı var mıdır? Ben veya eğitim hocalarımız çıkınca bu insana sen şunu şunu yap canını kurtar ve başkalarını kurtarmaya da vesile ol, bizim eğitimcilerimizin sıkça kullandığı deprem anında ‘çök, tutun, kapan komutunu gerçekleştir’ diyeceğimizi düşündüm. Peki bu insan bunu ne kadar önemseyecekti. Ama işin içerisinde bir an can olduğunu aklımıza getirerek o bir mahkum da olsa ağırlaştırılmış müebbet cezası da olsa can tatlıdır. Bizler de “Can için gönüllüyüz.” sloganıyla yola çıktığımız için karmaşık duygular içerisinde konuyu mahkumlara anlattık. Ama çok zorlanmıştık. Bu beni etkileyen bir anıydı.

3- Afetler konusunda yaptığınız çalışmaları da göz önünde bulundurarak günümüzdeki yerel yönetimleri, devlet kurumlarını ve özel sektörü afet bilinci noktasında nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz halka afet öncesi bilinçlendirme eğitimlerimizi verirken ilk aldığımız tepki “Efendim, bir takım kurum kuruluş, yerel ve özel yönetimler bu konuda bize destek olur. Sizin gibi STK’ların vereceği eğitimlere ihtiyacımız yok.” şeklinde net bir algı söz konusu idi. Ancak biz eğitimlerimizi vermeye başladıktan sonra olayın böyle olmadığını eğitim sonrasında katılımcılar tarafından “Biz yanlış düşünmüşüz. Sizden bu eğitimleri kesinlikle almamız gerekiyormuş. Bize de bir eğitim verir misiniz? Şurada da bir eğitim yapar mısınız?” gibi sorularla karşılaştık. Çünkü eğitim esnasında biz insanlara büyük afetler olması durumunda bu kurum ve kuruluşlarında herkes gibi afete maruz kalacaklarını ve her bireyin kendini koruma ve kurtarma içgüdüsüyle hareket edecek olmalarından herkesin bu eğitimlere katılması gerektiğini söylüyoruz. Ayrıca katılımcılara, “Afetin yaşandığı an babanın oğlu tanımadığı andır.” deyince bu eğitimlerin ne kadar önemli olduğunu görmektedirler.

Kurumların kendi aralarında yapmış olduğu, afet eğitimleri ve arama kurtarma çalışmaları vs. gibi çok sayıda kamp eğitim programları söz konusu. Bu programların elbette faydalı olanları var. Ancak kurumlarda çalışan insanlar tayin ve yer değişimi söz konusu olduğundan yapılan eğitimler hem mali açıdan, hem de faydası bakımından amacına ulaşmadığı zaman zaman gözlemlenmektedir.

4- Önümüzdeki yıllarda yapmayı planladığınız çalışmalar var mıdır? Bu çalışmalar kapsamında neleri hedefliyorsunuz ve bu konularda desteğe ihtiyacınız var mı?

Önümüzdeki dönem yapacak olduğumuz ciddi projeler söz konusu ve yaptığımız iş nedeniyle tabi desteğe ihtiyacımız vardır. Çünkü bu sivil toplum kuruluşunun insanlara faydalı olmayı sürdürebilmesi için kurumsallık şarttır. Kurumsallaşırken de tabi ki birçok alanda desteğe ihtiyacımız söz konusu. Ama bu destek kesinlikle kişisel çıkarlar değil, topluma ve insanlığa faydalı olmak maksadıyladır.

5- Bulunduğunuz bölge itibari ile Ümraniye’de yeterli önlem alınmış mıdır?

Büyük depremlerde ilimiz ve ilçemiz bünyesinde toplanma merkezleri ve deprem esnasında deprem yaşam merkezleri yetersiz hatta yok denecek kadar azdır. Var olanlar ise amacına uygun olmayan, içinde gerekli araç ve gereçleri barındırmayan ve bu konuda ciddi bir çalışmaların olmadığı yerler olduğu tarafımızdan gözlemlenmiştir. Buna örnek ilçemiz Ümraniye’yi gösterirsek, 35 mahallenin bulunduğu ilçede sistem üzerinde 4 adet toplanma merkezi var ve bunların içinde olması zorunlu gereçlerin yeterli olmadığı görünmektedir.

Sonuç olarak 17 Ağustos 1999’da gerek görev başında, gerekse uykusunda bir şekilde depreme maruz kalan ve hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı ve sakat kalan vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, yakınlarını kaybedip, üzerinden 18 yıl geçmiş olmasına rağmen hala ulaşamayanlara ise sabırlar diliyorum.

Derneğimizin de kuruluşunun 6. yıl dönümünü kutluyor, afetlerden uzak, acısız kedersiz nice yıllar geçirmesini temenni ediyorum. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma da sizin vasıtanızla teşekkür ediyor ve tebrik ediyorum.

Etiketler:
Share
564 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ