logo

ŞEHİRLERİN HAKKI

Gelişen, yenilenen, yinelenen teknolojiler, iletişim şekli ve kalıpları, insanları ve insanlığı sürekli değişen ama olması gerekenden hızlı değiştiren bir hale koymuştur. Hal böyle olunca da insanların ihtiyacının karşılanması daha fazla karmaşık bir hal almıştır. İnsanların ihtiyacının karşılanması için yapılan her çaba adeta tek elden yürütülen birbirine eklenmiş bir merkezden yönetilen kaosu andırır şekle bürünmüştür. Bu duruma isim bulmak gerekirse bilinç altına işlenmiş bilinçsizlik diyebiliriz.

***

Herkesin bildiği, gördüğü, duyduğu, hissettiği gibi bu bilinçsizlik kaosundan en çok etkilenen iki ana unsur bulunmakta birincisi tabii olarak insan ve insan oğlu, ikincisi ise mekan ve şehirler. Her iki unsura dair söylenecek çok söz, yapılacak çok iş ve icraat bulunmakla birlikte insanlardaki bilinçsizlik şehri, şehirdeki bilinçsizlikte insanı doğrudan etkilemektedir.  Ancak her  hâlükârda insan etkileyen ve etkilenen olduğu için meselenin dilsiz kısmını (aslında kendi lisanınca basbas bağırıyor da) ele almakta fayda var.

***

Şehirde yapılan her fiziki değişiklikler ile değişikliklerin yapıldığı bölgeler ve yerleşim yerlirinin sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasını amaçladığı ortadadır.  Bu amaçla yapılan her değişiklikte bireysel ve toplumsal yarar gözetilir. Bireysel ve toplumsal yarar kavramı da çevreyi koruma, tarihi koruma, kültürü koruma anlamına gelir.                 Peki, bu işler böyle mi oluyor? Şehirlerin hakkı, korunuyor mu? Bu soruya evet şehirlerin hakkı korunuyor demek mümkün mü? Çevre yapısı (topografya), Tarihi doku, kültürel doku orijinali ile kalıyor mu?

***

Şehirlerin oluşumunu geçmişimize borçlu olduğumuzu biliyoruz. Yarına bırakacağımızda kesin ise biz bu gün emanetçi durumda olmuyormuyuz?. Bize emanet edilen şehrin hakkını neden vermiyoruz? Her gün, her hafta, her ay, her yıl gittikçe betonlaşan, karmaşıklaşan, kaotikleşen, güzelleşti gibi görünürken kendisi olmaktan çıkan bir şehir oluşmuyor mu? Artık, Merkezi yöneticiler, yerel yöneticiler, bilim adamları, STK’lar basbas bağırıyor. Şehirlerimiz kimliğini kaybediyor. Şehirler insanları boğuyor diye. Çözüm üstüne çözüm önerileri getirmiyorlar mı? Çevreci şehirler, akıllı şehirler, yatay şehirler… say say bitmiyor. Ama uygulamada hepsi lafta, hepsi rafta kalmıyor mu?

***

Şehirlerin hakkına riayet etmemekte hem her kademeden yöneticiler hemde bireyler, çıkar grupları futursuzca davranıyorlar. Hergün sokağa çıktığımızda birşeyin eksildiğini bir şeyin yok olduğunu görüyoruz. Falanca yöneticinin aldığı yanlış kararlar, filanca kişinin malı gibi kendimizi avundurup şehirden vaz geçiyoruz. Tv. ekranlarında, gazetelerde, sosyal medyada yanlış alınmış bir kararın sonucunu, ranta kurban gitmiş bir mahalleyi, şehir eşkılarının hışmına uğramış bir tarihi dokuyu, çıkar gruplarına peşkeş çelmiş çevreyi, mal hırsı ile işgal edilmiş caddeyi, sokağı, kanunun arkasına saklanmışları görüyoruz. Görüyoruz da bilinç altına işlemiş bilinçsizliğimizin kurbanı olarak yok hükmünde davranıyoruz. Kısacası şehrin hakkına giriyoruz. Girmekten de maalesef zevk alıyoruz. Şehrin hakkına girenleride ellerimiz patlarcasına alkışlayıp destek veriyoruz vesselam…

Etiketler: » »
Share
121 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ