logo

MODERN HAYAT BİR ALDATMACA DEĞİLSE, NEDİR?

Modern sanayinin gelişmesiyle, yeni üretim biçimi modelleri ortaya çıkmıştır. Bu modellerin yöntemleri modern işçiyi emeğin zorluklarından kurtarır mı? Yoksa insanı bir robot haline mi getirir, Onu kendi beceri ve hünerlerine karşı vasıfsızlaştırır mı diye düşünemeden, işçiyi bu sistemin içerisinde var olma savaşına sürüklemiştir.

Kapitalist çalışma sisteminde, işçi ihtiyaçları, duyguları ve potansiyelleri olan bir insan olarak görülmemektedir. İnsan sadece bir artı-değer kaynağı, başka bir ifadeyle kar kaynağıdır. Ve yalnızca ona verilenin üretimini sağlamakla görevlidir. Sınıfsal bir sömürü sistemi ile birlikte oluşun sınıfsal kontrol sistemi, kapitalist emek sürecinin işleyiş biçimi olarak adlandırılabilir.

Sanayi Devrimi’nin ilk zamanlarını incelediğimizde geleneksel zanaatkârın bir ölçüde bağımsızlığını, kendi işine olan hâkimiyetini, üretim araçlarına sahip olmasını ve doğrudan tüketici ile girdiği iletişimi görmekteyiz. Bir zanaatkarın, tasarımdan uygulamaya kadar tüm üretim sürecine hâkim olduğunu görmekteyiz. Bahsettiğimiz sistemin ise, 20.yüzyılın başında F.W.Taylor’un geliştirdiği bilimsel yönetim tekniklerinin uygulanmaya başlamasıyla, işçinin vasıflaştırılması ve tüm bilginin fabrika yönetiminin elinde toplanarak etkinliğin arttırılması sistemine dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Bu düşüncenin temel prensipleri, emek sürecinin işçileri vasıfsızlaştırması, zihinsel çalışmanın bedensel emekten ayrılması düşüncelerine dayanmaktaydı.- Bu ifade, işçinin tek bir parçayı üretmesi, ürettiğini tanıyamaması, uzmanlaşamaması anlamına gelmektedir.

Bu süreci, en güzel betimleyen filmler arasında yerini alan Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar’ı, işçinin robot haline gelerek nasıl vasıflaştığını çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Marx’ın tanımıyla, üretim araçlarına yabancılaşan işçinin, yaratıcı potansiyelin kaybetmesiyle oluşan süreç, birey hangi iş bölümünde olursa olsun, onu topluma yabancı bir birey haline dönüştürecektir. Ürettiğine yabancı hale gelen bu güruhun ise topluma faydalı bireyler olmasını kim bekleyebilir.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, günümüzde bir işçinin yapabileceği çoğu görevi artık makineler üstlenmiştir. Bu durum genel bir ifadeyle düşünüldüğünde işçiyi rahatlatan bir sistem gibi gözükebilir. Ancak işin derinine inildiğinde, makinenin her parçasının, yalnızca bir işçinin emeği ile oluştuğunu ve o işçinin her gün aynı işi yaptığını görmekteyiz. Bu işin ise, hem bedensel hem ruhsal olarak topluma ne denli zarar verdiğini görmezden geliyoruz.

Kapitalist sistemin, neo-liberal sistemle birleşmesiyle toplumdaki orta sınıfın borçlanarak edindiği sahte mutluluklara tanık olmaktayız. Bankaların verdiği kredi kartları ise bu sahte mutluluğun bir aracı olarak günümüzde işlevini sürdürmektedir. Bireyin yaşamı sonlansa bile borç ödemeye devam etmesini sağlayan bu sistem, günümüzde umut kapısını gibi gözükmektedir. Toplumdaki sınıfsal statünün getirdiği kar marjı, işçi sınıfının daha çok çalışmasına ve en az ücreti almasına, borçlanarak edindiği mutluluğa sebep olmaktadır.

Başka bir ifadeyle, milletvekillerinin ve bir fabrikada çalışan işçinin, aldığı ücret arasındaki uçurumu incelediğimizde, toplumdaki statü farkının ve asıl üreticiye verilen emeğin değersizliğini görmüş olacağız.

Türkiye’de toprağına yabancı çiftçinin, ürettiği bir makinenin tamamına yabancı işçinin, toplumdaki bireylerin birbirlerine karşı yabanileşmesinin asıl nedenini anlamış olacağız.

Bu süreçte kendisine yabancılaştırılmış bir bireyin, topluma tanıdık gelmesi, toplum için üretmesinin beklenmesi, ancak bir ütopyada gerçekleşebilir.

Yaşasın, ılımlı, sürdürebilir, fakirlik!

 

Etiketler: » »
Share
868 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ