logo

KÖTÜ İLE BETER ARASINDA SEÇİM YAPARKEN İNSAN BOCALIYOR!

İnsanoğlu iktidarla sarhoş olan bir şempanze.

Tunus’ta 17 Aralık 2010 tarihinde Muhammet Bouazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan ve Orta Doğu bölgesinin kaderini değiştirecek olan Arap baharı süreci Libya, Irak Mısır, Bahreyn gibi ülkelerde rejim değişikliği sonuçlandığında özgürlük ve demokrasi adı altında gerçekleştirilen bu sınır değişikliği projesinin Suriye’yi bu kadar derinden etkileyeceği kimin aklına gelebilirdi… Peki Suriye’de gerçekleşen ve yaklaşık 5 yıldır devam eden bu kontrollü kaosun asıl sebebi gerçekten Suriye’yi modern Batı anlayışına getirmek miydi?

Türkiye çok uzun zamandır iç ve dış siyasetinde Suriye’de yaşanan olayları gündeminden düşüremiyor. Mülteci krizi her ne kadar dünyada yankı uyandırmış olsa da Türkiye kadar bu krizden etkilenen başka bir ülke yoktur. Sığınmacıların ülkeye gelmesi, ülkeyi bir köprü vazifesi olarak Avrupa’ya kaçış hattı olarak kullanması, bazı mültecilere verilen vatandaşlık hakları vb. sorunların ortaya çıkması ve Türkiye’nin bu süreçte reel politik bir davranış sergileyememesi yerel vatandaşları adeta Suriye’de gerçekleşen olayları kendi meselesi gibi algılamasına yok açmış ve halkı göçmen paradoksuna sürüklemiştir. Vatandaşlar artık iç siyasetteki krizlerin sebeplerini bu göçmenler üzerinden bir propaganda siyaseti ile yorumlamaya başlamış ve bu durum ( kimlik bazlı siyasetin sonucu olarak) düşmanca yaklaşan ırkçı bir kesimin oluşmasına yol açmıştır.

Peki Türkiye ekonomi, kültür ve işsizlik boyutunda gerçekleşen bu olayları göçmenlere yüklenen bir paranoyaklık seviyesinde yorumlarken, diğer devletler ne yapıyordu? Yanıtı çok basit! Biz Suriye meselesi ile oyalanırken onlar Doğu Akdeniz’de bulunan enerji kaynaklarını kendi aralarında paylaşarak yeni sınırlarla yeni bir denklem ortaya çıkarmışlardı.

Yukarıda görmüş olduğunuz ve kırmızı çizgilerle gösterilen bölgeler aslında denklemin ufak bir tasviri olarak değerlendirilebilir.

 Doğu Akdeniz petrol ve doğalgaz çıkartılan bir bölge olması açısından oldukça önemli konumdadır. Bu stratejik konumu enerji geçiş yollarını da içinde barındırdığından dolayı bölgede güç mücadelesi durumu kaçınılmaz bir son olarak karışımıza çıkmaktadır. Bölge günümüzde bir enerji merkezi ve enerji transferinin güvenli bir şekilde ülkelere dağılımını sağlayan bölgesel bir hatta sahiptir.

 Son zamanlar da  gündemimize aldığımız  Doğu Akdeniz bölgesi ve  bulunan enerji konusunda yaptığımız çalışmalar ise bölgeyi ciddiye aldığımızın ve bulunan enerjide hak sahibi olmak istediğimizin bir kanıtıdır. Peki gelecekte K.K.T.C nasıl bir gelecek bekliyor?( Bu konuda birçok gelecek senaryosu çizilmekle birlikte henüz yanıtlanmamış sorularda bulunmaktadır.) Orada çıkartılan doğalgazdan Türkiye pay alabilecek mi? Güney Kıbrıs Rum kesimi ile Kuzey Kıbrıs Türk vatandaşları arasında geçmişte yaşanan sorunların tekrarı yeni bulunan enerji kaynakları yüzünden tekerrür eder mi? Türkiye’nin başlattığı sondaj çalışmaları hangi ülkeleri rahatsız edecek? Türkiye’nin uluslararası deniz hukuku sözleşmesinde yer almadan bu çalışmalara başlaması, bulunan doğalgazdan hak sahibi olmasını engelleyecek mi?

Tüm bu gelecek senaryoları içerisinde en karamsar olanı ise, Kuzey Kıbrıs Türk kesiminde bulunan vatandaşlarımızın bir terörist olarak dünyaya lanse edilmesi olacaktır. Orta Doğu bölgesindeki kontrollü kaosun benzerinin Kıbrıs’ta gerçekleşmesi çok muhtemeldir. Suriye’de Esad’ın arkasında bulunan güçle (Rusya) , K.K.T.C’de Türkiye’nin arkasında bulunan güç aynı olmayacaktır. Ancak Kıbrıs’ta bulunan devletlerin (İngiltere, Rusya, Yunanistan, ABD) çıkarlarının çatışması durumunda Türkiye ile işbirliği yoluna gidecekleri unutulmamalıdır. Bu süreçte Türkiye’nin Kıbrıs konusunda atacağı her adım dikkatli ve reel politik olmalıdır. Aksi takdirde bölgeyi kaosla dolu bir geleceğin beklediği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekecektir.

Etiketler: » » » » » »
Share
701 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ