logo

CİNSEL DEVRİM VE AHLAKIN AHLAKSIZLIĞI

…Arzulamak elde etmekten; hasret, kavuşmaktan; hatırlamak, unutmaktan bin kat şiddetliydi…

(Murat Menteş)

Alışveriş yapmayı sever misiniz? Yeni bir şeyler almak herkesi mutlu eder öyle değil mi? Yeni ürünü alıp ardından başka bir tane daha yeni ürün, ardından bir tane daha sürekli sürekli olarak aldığınızı düşünün. Bir depo yığını kıyafet ve kullanılıp kenara bırakılmış… Peki bu kullanılan sizin bedeniniz olsaydı ne olurdu? Kendinizi bir eşya yerine koyabildiniz mi şimdi, tam bu yazıyı okurken, şu anda…

Size bugün nasıl kendimizi bir eşya konumuna getirdiğimizden ve toplumsal ahlak kurallarının nasıl birdenbire değiştiğinden, bu ahlak kurallarını benimseyemeyen bireylerin –ki bu kısım çok acayip- doğal seleksiyon yoluyla toplumda ciddi manada ayrışıp, yalnızlaşıp, dışlandığından bahsetmek istiyorum.

Cidden çok karmaşık bir çağdayız somut duygular neredeyse yerle bir olmuş halde ve tamamı görünüşte o duyguları yansıtıyor. Yani sosyal medyada arkadaşınız mutlu bir fotoğraf paylaşıyor olabilir, evet, ama yaşadığı ortam belki çalıştığı iş yeri onu mutlu edemiyor. Bu en basit örneği elbette, asıl takılmamız gereken nokta insan ilişkilerinde ki bu duygu yoksunluğu. İkili ilişkilerde ki yalnızca faydalanma isteği ve aşkı, sevgiyi, saygıyı bir kenara atma durumu. Bu durumun getirdiği zincirleme olasılıkları hiç düşündünüz mü?

Ben insanın doğası gereği iyi olduğuna inanırım. Yaşadıklarının onu belli bir dönüşüm içerisine soktuğu ve bu dönüşümün insanı iyi ya da kötü olma yolunda ki o irade gerektiren sürece götürdüğü benim için doğrular arasındadır. Ve her insanın aşık olmak, sevmek, sevilmek, saygı duymak gibi kavramları nasıl önemsediği ise edindiğim gözlemlerim arasında. Bu duyguları hissedemeyen insanların sadece bir eşya gibi karşı cinsle ya da hemcinsiyle kurduğu ilişki ağına bir göz atalım. Günlük ilişkiler, bir daha belki selam vermeyeceğin insanlarla kurulan ilişkiler, bazı derneklerin, vakıfların, dini kurumların çocuklarla kurduğu iğrenç ilişkiler, aynı gökyüzüne baktığın insanların sokak hayvanlarıyla kurduğu insanlık dışı ilişkiler ve insan denilen o rasyonel varlığın bunlara çoğu zaman ses çıkarmaması, bir kılıf uydurması vs. gibi sayfalarca neden sunabilirim sizlere. İşte bu durum edindiğim iz sahip olduğumuz sandığımız ahlakın ahlaksızlaştırılmasından başka bir şey değil sevgili okurlarım. Deli gibi duyguları dibine kadar yaşayıp, duygulara saygısı olan insanların bu süreçte yaşamış olduğu bir dışlanma durumu ise, iç karartan cinste, maalesef!

 Bir de bu duyguların çoğundan yoksun sevgi zaten kısmını aşamamış insanların, sevmediği bir işe başladığını düşünün, ardından üretemediğini, kendini kandırdığını, aslında kim olduğunu aramaya çalışırken de daha da yalnızlaştığını ve kocaman bir bencile dönüştüğünü düşünün. Korkunç değil mi? Toplumun çoğunluğu bu durumu normalleştirmişken bu durumu kabullenemeyen bir azınlığın olduğunu hatırlatmakta fayda var. Peki haklı azınlığın sesini kim duyacak?

Medya kültürünün bireyi somut duygulardan uzaklaştırarak insanı-insana bir obje olarak tanıttığı bu kültür, çoğu zaman bireyi istemediği davranışlara sürüklüyor. Bunun nedeni günümüzün gerekliliği olarak düşünülmemelidir. Bireyin hür iradesini,  bu yeni cinsel devrim kültürü adı verilen ve duygudan yoksun, insanı, düşünmeyen yalnızca zevki için yaşamaya çalışan bir varlığa dönüştürmektedir.

Somut duyguların insana bir değer kattığı ve bu değerlerin toplumları dönüştürdüğü unutulmuş gözüküyor. Zaten böyle giderse ahlaki değer taşıyan karşısında ki insana güven veren sevgi veren bir toplum şeklinden uzaklaşarak, sistem getirileri üzerinde şekil alan, yaşamın sunduğu her şeyi kabul ederek yoluna devam eden bencil bireylerden oluşan ve insanın kendisini tükettiği bir toplum haline dönüşeceğiz. Az kaldı!

Bu yazımı aynı duyguları paylaştığım Kübra MALKOÇ’a hitaben yazmış bulunuyorum. Sevgi ile kalın!

Etiketler: » » » » »
Share
515 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ