logo

DELTA; YAŞLANMIŞ NEHİRDİR…

İNSAN HAYATI BİR NEHRE BENZER

Bir nehrin en ilkel yeri suyun çıktığı kaynaktır. En olgun yeri suyun vardığı, denize döküldüğü yerdir.

Nehir, kaynağından itibaren aktığı nehir yatağının içinde ve etrafında bulunan her türlü maddenin kimisini eriterek, bazısını da sürükleyerek birlikte deltasına kadar götürür. Bu maddeler çok verimli alüvyon toprakları, akla gelen her türlü bitkisel-hayvansal besinler, küçük canlıların oluşturduğu fauna vb. oluşurlar.

Aynen doğumundan itibaren geçen insan hayatı gibi…

DELTA=İHTİYAR IRMAK

Delta, bulunduğu coğrafya için hayat demektir. Ürün, verim, bereket demektir. Delta; bunlarla birlikte kurulan medeniyet demektir.

Tarihe bakıldığında deltaların, ilk medeniyetlerin kurulduğu bölgeler olduğu görülür. Deltalar, tıpkı bir organizma gibi canlıdırlar, hareket ederler.

Bizim Ege Bölgemizdeki Büyük Menderes Deltası’nın üç bin yıllık oluşumu ve değişimi, o bölgenin medeniyeti ve yaşayışıyla doğrudan ilişkilidir.

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu Türkiye’nin en büyük delta ovası olan Adana Ovası, Kızılırmak’ın oluşturduğu Bafra Ovası ve Kızılırmak Kuş Cenneti, Yeşilırmak’ın ürünü Çarşamba Ovası, bu mübarek nehirlerin insanlığa birer yaşlılık nimeti ve hediyesidir.

MESELA; NİL DELTASI

Bu meşhur delta Mısır’ı ihya eder. Mısır çölünün kuzeyinde, Doğu Batı istikametinde 240 Km, kuzey Güney istikametinde 160 Km uzanarak muhteşem bir yeşil ve verimli alan meydana getirir. Toplam 38.400 Km2’lik muazzam büyüklükte bir verimlilik nimetidir bu. Deltanın güneyinde Kahire şehri, doğusunda Port Said, batısında ise İskenderiye, bu medeniyet üçgenin köşelerine yerleşmişlerdir.  

Koca Nil, 6.650 Km’lik uzunluğunun ihtiyarlık dönemi olan son 160 Km’siyle, yılda en az 4 ürün verdirerek Mısır’a hayat ve bereket katar.

YAŞLILIĞIN DEĞERİ DELTA GİBİDİR

Nehirlerin ihtiyarlığı, yani bitiş noktaları fevkalade birer nimet ve rahmettir. Aynı şekilde, insanın değeri bilgeliğinden geliyorsa, yaşlandıkça değeri artar. Yani insan tepe noktasında faydalı olabilmesi için en verimli yaşa ulaşmalı; kısaca ihtiyarlamalıdır.

İnsan, yaşadığı gezegen olan dünyaya hizmet etmek, onu imar etmek ve her konuda sorumluluk almak için var olmuştur ve yeryüzü halifesi olarak görevlendirilmiştir (Bakara 2:30).

İnsan, yeryüzündeki hizmetini bihakkın, tam anlamıyla yerine getirebilmesi için, hayatının bütün evrelerinde, özellikle son yıllarında çok daha sağlıklı ve en yüksek seviyede verimli kalmalıdır.

YAŞLILIK HAYATIN BİR GÜZEL EVRESİDİR; BİLGELİKTİR

Aslında yaşlanmak, hayatın bize sunduğu müstesna güzelliklerden birisidir.

Goethe, yaşlılığın olumsuz bir dönem olarak algılanmasını reddeder, yaşlılığı deneyim ve tecrübelerin zirveye ulaştığı bir dönem olarak tanımlar.

Yaşlılara tecrübe birikimleri sebebiyle eski çağlarda her zaman saygı gösterilmiştir. Bilge oldukları düşünülmüş, yetenek ve tecrübelerinden istifade edilmiştir.

Yaşlılar başköşeye oturtulmuş ve onurlandırılmışlardır.  

İHTİYARLIK AKSAKAL SAYGINLIĞIDIR

Eski Türklerde ve şimdiki Türk Dünyasında harika bir “Aksakal” kavramı vardır. Bu sıfat, çok saygın bir yaşı ve devreyi ifade eder. Bizdeki karşılığı “İhtiyar Heyeti’dir. Uzun yaşamakla kazanılan tecrübenin, örf ve törelere bağlılığın, toplumun değerlerine saygının oluşturduğu bir manevi yetkinlik halidir aksakallık…

Bugünün gençleri ihtiyarları zaten çok az görüyorlar. Adeta ilişkileri yok. Onlardan öğrenecekleri bir şey de yok. Zaten kullandıkları ekipmanlar vb. de artık çok farklı. Dilleri de ayrı gibi sanki.

İHTİYARLANMAKTAN KORKMA

İhtiyarlayınca hayattan kopacaklarını vehmeden insanlar, mümkün olduğu kadar ihtiyarlamamaya çalışıyorlar. Bir ihtiyarlık fobisine kapılıyorlar. Bunun için de bir takım tedbirler alıyorlar. Anti Aging (yaşlanma karşıtı) tedbirlere başvuruyorlar. Kremler, saç ektirmeler, başta estetik olmak üzere her türlü botoks işlemleri vb. vb. başvurulmaktadır.

Bilmeliler ki, en verimli yaş, ihtiyarlıktır.

YAŞLILIK DOĞAL BİR SÜREÇTİR

Toplumda yaşlılık bir tür ölüm olarak görülüyor. Hâlbuki tam tersi olmalıdır, çünkü yaşlılık özlenilmesi gereken güzel bir gerçekliktir.

Termodinamiğin II. Yasası olan Entropi yasasına göre, düzenlilikten düzensizliğe geçiş hayatın normal yasasıdır. Hayattaki canlı cansız her şeyin ömrü gittikçe tükenir, sonunda biter.

En uzun ömürlü madde plan protonun bile, ne kadar uzun olursa olsun bir ömrü vardır ve o da yok olacaktır. Psikoloji, biyoloji, kimya ve fizik arasında da, birbirlerini entropiye sokacak sıkı ilişkiler vardır.

Hücrelerin canlılıklarını kaybetmesi, organları zayıflaması ve belin bükülmesi bundandır.

ÖLÜM KÖTÜLÜK MÜ, DEĞİL Mİ?

Eğer doğru yaşam felsefesi olan bir yaşlıysa, ölümü düşman gibi görmez. Ölüm hayatın kaçınılmaz bir sonudur. Ölüm bir insanın değiştiremeyeceği bir şeydir.

Ölüm, dostumuz ve yakınımız Allah’a misafir gitmektir.

İnsan böyle bir misafirlikten hiç korkar mı?

NORMAL YAŞLANMAK NORMAL DEĞİLDİR

“İnsan yaşlanınca normal olarak pek çok özelliğini kaybeder” denilir. Hâlbuki “normal yaşlanmak normal değildir”

Yapılması gereken şey, bedeninizin sorumluluğunu üstlenmektir.

Gittikçe gençleşmek diye bir sloganınız olsun.

Yaşlanma diye adlandırdığımız değişimin %70’ini, aslında yaşanmak zorunda değiliz.

Doktorların işi onları tedavi etmek değil, onların daha sağlıklı hayat sürmelerini sağlamak olmalıdır.  

YAŞLILIK

Yaşlılık evresi, insanın yaşam boyunca kazandıklarını teker teker kaybettiklerini gördükleri bir safhadır. Eşlerini, akrabalarını, dostlarını, akranlarını, arkadaşlarını kaybettikleri günleri yaşarlar. Hem ekonomik olarak emekliliğin, hem de hane reisliğini kaybetmenin getirdiği sıkıntılar vardır. Uzuvları kendilerine yardımcı olamaz. Beyninin ve gönlünün isteklerine uzuvları cevap veremez.

Bu yaşlılık evresinde bireyi mutlu edecek olan yegâne şeyin, sadece aile fertlerinin kendisine duyduğu saygı ve kendisinin Rabbine yaptığı ibadetler değildir. Hayatının her anını ve alanını insanlığa faydalı olan faaliyetlere doldurmanın yollarını bulur. 

Erken yaşlanma ve zamansız ölümlerin %70’i hayat tarzımızla ilgilidir. Bilinçli bir hayat sürmekle bunların çoğu önlenebilir.

İyice araştırılırsa, yaşlılıkta gelen hastalıkların ve bedendeki çöküşün, yaşlanma sürecinin normal bir parçası olmadığı görülür.

Bedenimiz ve beynimiz, hazır yiyeceklere, modern yaşamaya, TV karşısında oturmaya ve emekli olup sırtüstü yatmaya göre tasarlanmamıştır.

YAŞLANMAK, HASTALIK DEĞİLDİR

İdrar kaçırma, unutkanlık, nefes darlığı, kansızlık, depresyon, ağrılar, kilo kaybı, iştahsızlık, az ya da çok uyuma gibi sorunlar hiç bir zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir.

İnsanların normal süredeki hizmetlerini bitirince artık hayatın anlamını da kaybettiğini zanneder.  

Kendisine tebliğ edilir: “Üzgünüm, 65’siniz artık emekli olacaksınız”

Kendi kendisine sorar: “Emekli olacağım da,  ne yapacağım. Belli bir amacım yok, etkinlik alanım yok?”

Sonra da yaşam sürecinde belirgin bir düşüş başlar.

Hâlbuki hayatının bir amacı varsa, ona sağlıklı ve uzun bir hayat verilir. Hayatının bir amacı yoksa daha kısa bir hayat verilir.

KUR’AN’DA İKİ KELİME HİÇ GEÇMEZ

Emeklilik ve tatil

Emekli olunca bakıyorsunuz ki, insanlar sanki meslekten emekli değil de hayattan emekli olmuşlar. Hâlbuki hayattan emekli olunmaz.

Emekli olmak, yan gelip yatma dönemi değildir. Emekli olmak, deniz kenarındaki yazlığında güneşin altında 4-5 ay göbek kaşımak değildir.  Belki de daha çok üretme ve insanlığın hayrına çalışma dönemidir.

Emekli olduğu zaman bir kimse ilgi alanını işten başka alanlara çevirir.

YAŞLANMA DEĞİL; YAŞ ALMA

Yaşla ilgili kavramlar doğru kullanılmalıdır.

Yaşlanma kelimesi yerine yaş alma denilmesi doğru sanki. Çünkü çocuk doğar doğmaz yaşlanmaya başlıyor. Hücrelerin üzerinde kaç defa bölüneceğini, çoğalacağını gösteren telomerler var ve onlar azalmaya başlıyor.

Yaşama tarzıyla yaşlılık arasında doğru ilişki vardır.

Yanlış yaşayan yanlış yaşlanır, doğru yaşayan doğru yaşlanır. Yanlış yaşayandan, doğru yaşlanması beklenmez.

Yaşamak önce madde ile olur. Yani vücudun önceliği vardır. Alt yapının doğru kurulması lazım. Bedenin asgari ihtiyaçlarının, sağlıklı bir şekilde uzun süre kullanabilecek dayanıklılıkta konum ve uyumumda, verimli ve koordineli biçimde sağlanması gerekir.

Maddi yapının kendi uygunluğunu korumasının;

I.Beslenmeyle ilgili Boyut. Vahyin beslenmeyle ilgili pasajlar ayırmasının amacı budur.

Beslenmenin ilkeleri, helal beslenmedir. Hakka hukuka riayet, vicdanınızın boğazında duracak iş yapmamaktır helal beslenme.

1.Maddi besleme

2.Manevi beslenme. Manevi beslenme olmazsa manevi açlıktan ölür insan. Çünkü metafizik bir şekilde gelip insanı bulacaktır.

3.Üzüntü, stres. Bugün patlama halinde. Bundan önce kardiyovasküler hastalıklar ölümcül idi. Daha sonra kalp hastalıkları, kanser, önce veba vb.

Bugün en büyük hastalık psikolojik ruhsal ve duygu durumundan çıkıyor.

Duygunun kontrolünü iyi yapamayan manevi bedenini intihar edebiliyor.

Ya da metafizik intihar. Umudun tükenmesidir bu.  Melankoli, takıntı (obsesyon), müzmin Bipolar Bozukluk (İki uçlu bozukluk, Manik Depresif Hastalık) iki ayrı hastalık dönemleriyle karakterize bir ruhsal bozukluktur. bir tanesinde taşkınlık (mani), diğerinde ise çökkünlük (depresyon) bulunmaktadır. 

Bütün bunlar kişinin bedenine ve beynine yansır.

Özellikle pek çok çeşidi olan serebral hastalıklar (beyinde oluşan bir hasar nedeniyle, Vücuttaki belirli kasların kullanılmasında güçlük çekilmesi hali) ortaya çıkar.

Bu rahatsızlıklar aynı zamanda insanın düşünme melekelerini de etkiler. Doğru ve sağlıklı düşünemez, meramını düzgün biçimde ifade edemez.

DONANIM YAZILIM

Bedenin beslenmesi, ruhun beslenmesinden bağımsız değil.

Üzüldüğümüzde dudağımız uçuklar, midemiz delinir.

İnsan 100 Trilyon hücresinin tamamıyla bir bütündür. Rabbimizdeki Tevhid sırrı evrenin ve vücudun her zerresinde görülür.

Hardware ve Software ayıramazsınız. Donanım ve yazılım birlikte bir anlam ifade eder.

İbadetler de öyle değil mi? Her ibadetin hem şekli var, hem de ruhu var. Mesela, ritüelleri olmazsa namaz olmaz. Sadece ritüelden ibaret bir namaz da anlamını yitirir. Yani ikisi bir arada bulunacak.

Aynı bütünlük insan hayatı için de söz konusudur. İnsan hayatını kompartımanlara bölmeyin: Çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık gibi.

SAĞLIĞIMIZA BAKMALIYIZ

Beden ve ruh sağlığına…

İhtiyarlar, yaşlılıklarını istismar etmemelidirler.

Yaşlılar, bir bahane ile kendilerinde hastalık ararlar. Olur olmaz sebepler icat ederek, çocuklarından kendilerini hastaneye götürmelerini isterler.

Babaanne ve anneanneler çocuklarına karşı hep hasta ve yardıma muhtaç görüntü verirler. Akranlarıyla buluştuklarında ise, şen şakrak gülüp oynarlar.

Batı toplumları bu konuda daha gerçekçi ve üretkendirler.

İşte bu ihtiyarlığın istismarıdır.

Bu durumda yaşlılar kendilerini sorgulamalı ve yaptıklarını ahlakilik ölçüsüne vurmalıdırlar.

Tembellik yapacaklardır, iş yapmayacaklardır, bir şey üretmeyeceklerdir.

KİMSEYE YÜK OLMA

İnsan, hayatının hiçbir döneminde kimseye yük olmamalıdır.

Slogan şu olmalı: Kendi işimi kendim yaparım. Hatta başkalarının işlerini de yaparım.

Hz Muhammed; “Kimseyi özel işlerinizde kullanmayın. Devemin üstündeyken kamçım elimden yere düşse bile, bana kamçımı vermeyin. Kendim inip alırım” demiştir.

BUNUN İÇİN YAPILMASI GEREKEN 3 TEMEL ŞEY:

1.Egzersiz

2.Beslenme

3.Kendini bir şeylere adamak

Haftada 6 gün egzersiz yap. Bunun iki gününde kuvvet antrenmanı yap.

Yiyeceklerini sağlıklı seç.

Diyeceksiniz ki; bütün bunlardan genler sorumlu değil mi?

Genlerin etkisi Belki %10, belki %20’dir.

Genler kalıtsa değil mi?

Kalıtsallığın tarifini doğru yapmak gerekir. Kalıtsal olan şey, genlerin belli çevre şartlarında belli özellikleri gösterme kabiliyetidir.

Kendini neye mi adayacaksın?

Hayatında olması gereken başkalarına ve değer verdiğin uğraşılarına…

EGZERSİZ

Çoğu zaman bedensel bozulma yaşlanma olarak kabul edilir. Hâlbuki bedensel bozulma önlenebilir.

Çözüm yukarıdaki 3 madde. Ama her şeyden önce egzersiz…

Hareketsizlik bozulmayı tetikleyen en önemli faktördür.

Egzersiz, fiziksel beynimizin konuştuğu dildir. Çağımızın asıl sorunu aşırı yemek ve aylaklıktır. Normal yemeğe göre planlanmış bedenimiz bu bolluğu idrak edemiyor ve çok yiyerek aslında intihar ediyoruz.

Egzersiz yaparak, sosyal bağlar kurarak, severek sevilerek ve sevişerek sağlığın doruğuna ulaşabiliriz.

GELİŞME VEYA BOZULMA

Hayati soru bu: Sürekli gelişecek miyim, yoksa durup oturup bozulacak mıyım?

Bedeniniz, sizden aldığı mesaja göre bu ikisi arasında tercih yapar: Gelişir veya bozulur.

Kalçalarımızdaki kas hücreleri her dört ayda bir bütünüyle yenilenir. Kan hücrelerimiz her üç ayda bir, trombositlerimiz her on günde bir, kemiklerimiz iki yılda bir, tat alma hücrelerimiz ise her gün yenilenir.

Kaslarımız, tüm bedenin gelişme kimyasını idare eder.

SİSTEM NASIL ÇALIŞIR?

Sağlığın temelinde egzersiz yatar. Koşmak, yürümek, bisiklete binmek vb.

Egzersizle kasınıza kasılma emri veren sinyal, aynı zamanda onu yenileme sinyali de gönderir.

Bu iki emir sadece egzersizle yorduğunuz kasla sınırlı kakmaz ve daha sonra bedenin geri kalanına da gönderilir. Böylece beden kasları; kalbi, kılcal damarları, kemikleri eklemleri, dengeyi ve diğer her şeyi geliştiren mekanizmayı devreye sokar.

Yapılan egzersiz; bağışıklık sistemimizin güçlenmesini, daha iyi uyumamızı,  kilo vermemiz, insülin seviyesinin dengeye kavuşmasını, vücuttaki yağların yakılmasını ve cinsel olarak daha aktif olunmasını sağlar.

Kaslarımızın tembellik etmesine izin verdiğimizde bozulma tekrar kontrolü ele alır.

HER ŞEY DOLAŞIMLA İLGİLİ

Hareketsizlik, kap ve damar hastalıklarının temel sebebidir.

Kalp krizinin kalbimizle hemen hiçbir ilgisi yoktur. Her şey dolaşımla ilgilidir. Kalp iflas etmez, kalp atardamarları iflas eder. Atardamarlar bloke olur ve ölme sebep olur.

Doğada atardamarlar hiçbir zaman eskimez, sertleşmez, tıkanmaz veya patlamaz. Modern yaşamdır bütün bunların sebebi.

Egzersizle coşkun sular gibi dolaşmaya başlayan kan, bütün bu problemleri çözer.

ÇOK ÖNEMLİ BİR KONU: AYAK BACAK SAĞLIĞI

Yaşlanıldığında ayaklar daima güçlü kalmalıdır.

Bir erkek yaşlandığında saçlarının beyazlaşmasından (veya) cildinin sarkmasından (veya) kırışmasından korkmamalıdır.

Uzun ömürlülüğün belirtileri arasında, güçlü bacak kasları listenin başında yer alır.

Bacaklarınızı iki hafta hareket ettirmeyin, bacak gücünüz 10 yıl azalır.

Yapılan bir araştırmada, iki haftalık hareketsizlik sırasında hem yaşlı hem de genç bacak kas gücünün üçte bir oranında zayıfladığını ve bu da 20-30 yıllık yaşlanmaya eşdeğer olduğu bulunmuştur.

Bacak kaslarınız zayıfladıkça, rehabilitasyon egzersizlerini daha sonra yapsanız bile iyileşmeniz uzun zaman alacaktır.

Bu nedenle yürüyüş gibi düzenli egzersiz yapmak çok önemlidir.

Tüm vücut basıncı bacaklarınızdadır.

1.Ayak, insan vücudunun yükünü taşıyan direktir.

Bir kişinin kemiklerinin %50’si ve kasların%50’si iki bacaktadır veya %60’ı…

İnsan vücudunun en büyük ve en güçlü eklem ve kemikleri de bacaklardadır.

“Güçlü kemikler, güçlü kaslar ve esnek eklemler, insan vücudundaki en önemli yükü taşıyan “Demir Üçgeni” oluşturur.

İnsan faaliyetinin% 70’i ve kişinin hayatındaki enerjinin yakılması, iki ayak tarafından yapılır.

2.Ayak, vücut hareketinin merkezidir.

Her iki bacak birlikte insan vücudundaki sinirlerin %50’sine, kan damarlarının %50’sine ve içlerinden akan kanın %50’sine sahiptir. Vücudu birbirine bağlayan büyük dolaşım ağıdır.

Sadece ayaklar sağlıklı olduğunda, kanın geleneksel akışı sorunsuz çalışır, bu nedenle güçlü bacak kaslarına sahip kişiler kesinlikle güçlü bir kalbe sahip olurlar.

3.Yaşlanma ayaklardan yukarıya doğru başlar.

Kişi yaşlandıkça, beyin ve bacaklar arasındaki talimatların aktarımının doğruluğu ve hızı, bir kişinin gençliğinden farklı olarak azalır.

Ek olarak, Kemik gübresi Kalsiyum denen şey zaman geçtikçe er ya da geç kaybolacak ve bu da yaşlıları Kemik kırılmalarına daha yatkın hale getirecektir.

Yaşlılarda kırıklar, bir dizi hastalığı, özellikle beyin trombozu gibi ölümcül hastalıkları kolayca tetikler.

Yaşlı hastaların %15’i uyluk kemiği kırılmasının ardından bir yıl içinde ölmektedir.

Bacak egzersizi yapmak 70-80 yaşından sonra bile asla geç değildir.

Kişi sadece bacakları güçlendirerek daha fazla yaşlanmayı önleyebilir.

Bacak kaslarınızın sağlıklı kalmasını sağlamak için günde en az 30-40 dakika yürünmelidir.

SÜPER YAŞLANMA NE?

Bazı yaşlılar diğerlerine nazaran hiperaktif görünürlder, daha genç insanlarla birlikte daha uyumlular, okumayı, yazmayı, öğrenmeyi, seyahat etmeyi ve yeni şeyler denemeyi severler, benzer yaşlarda olan ancak nispeten daha yıpranmış yakınlarına özellikle eşleriyle yakından ilgilenirler. Yaşlarına baktığınız-da 80 olabiliyor, 85 olabiliyor. Her bakımdan farklılar.

EPİGENETİK

DNA dizisindeki değişikliklerden kaynaklanmayan, ama aynı zamanda irsi olan, gen ifadesi değişikliklerini inceleyen bilim dalıdır. Yaşam stili, beslenme alışkanlığı, spor gibi çevresel faktörlerin genlerin aktivitesini düşürmesi veya yükseltmesi ile ortaya çıkan rahatsızlıkları inceler. Başka bir ifadeyle DNA dizisinde hiçbir değişiklik gerçekleşmeden genlerin fazla ya da yeterli çalışmamasından kaynaklanan durumlardır.

Bu, insanın beynini kullanmasıyla çok yakından ilgilidir. Beynini doğru kullanan kişilerde süper yaşlılık denilen durumu ortaya çıkıyor.

Kimler süper yaşlı?

Kişi 80 yaşında fakat müthiş zeki, müthiş enerjik, müthiş bir muhakeme gücüne sahip oluyor. Böyle kişiler var; Mesela Mimar Sinan en büyük eserini 80 yaşından sonra yapmış.

TELOMERLER, SÜPER YAŞLANMA ANAHTARI

Telomerler İçimizdeki sonsuz gençlik pınarıdır.

Bu gençlik pınarı DNA ile ilişkili ama kodlayan veya program yazan DNA değil. Bunlar DNA’nın kromozomların ucundaki uzantılarıdır: TELOMERLER

Ne zaman DNA kendisini kopyalasa, ne zaman hücre bölünse Telomerler biraz parça kaybeder.

Her parça kaybedişte insanın ömrü kısalır.

Telomerleri ayakkabı bağcıklarının ucundaki plastik kısma benzetilebilir. Bunlar ayakkabı bağcıklarının ipliklerini bir arada tutar. Bu plastik kısım açılınca iplikler dağılır İşte Telomerler Kromozomdaki DNA sarmallarının açılıp dağılmasını önler. Telomer bu görevi yapamayınca, yaşlanmaya veya hastalığa neden olur.

Telomer uzunluğu doğrudan sağlığımız ve yaşam süremizle alakalıdır.

“Telomerlerin kaybına bağlı olarak insanın belli bir yaşam süresi var” denilir.

Ancak bir enzim bulundu: TELOMERAZ. 

Bu enzim telomerin uzunluğunu artırıyor. Telomerin kısalması önlenebiliyorsa, o zaman hücrelerimiz biz yaşlanmadan veya hasta olmadan çok daha sıklıkla bölünebilir.

SÜPER YAŞLILIK VE BEYİN ARAŞTIRMALARI  

Süper yaşlı insanların yaşam öykülerine bakıldığında geçmişte depresyona giren yok gibi.

Kaç yaşında emekli olurlarsa olsunlar daima kendilerini meşgul tutmuşlar. Sadece kitap okumak ve sanat-fikir aktiviteleri değil, bağlı oldukları eğitim ve kültür ortamında hep fark edilmişler. Kaç tane torun sahibi olurlarsa olsunlar kendilerine ait bir hayatları hep olmuş.

Süper yaşlılarda kendi yaş gruplarının normal bireylerine oranla beyindeki küçülme hızı iki misli az bulunmuş.

Hayatlarında hep İyi Yaşam Kavramı olmuş.

İyi yaşamın Üç Prensibi var. Bunlar;

1.Sağlıklı Yaşam: Beynin ve bedenin sağlığını korumuşlar

2.İyi Yaşam: Bedensel ve duygusal dengeyi sağlam kurmuşlar.

  1. Anlam Peşinde Koşma: Hep bir ulvi amaçları olmuş.  

Bu prensiplerin uygulanması mutluluğu yaratır. Mutluluk ise beyin sağlığının motorudur.

Beyindeki kimyasalların ve hormonların çoğu mutlulukla ilişkilidir.

BEYİNDEKİ “VON ECONOMO” NÖRONLARI

Tüm organlarımız gibi beynimiz de yaşlanır.

Bununla birlikte;

1.Yaşlanan beyinde hafızayı kaybetmemek nasıl mümkün olabiliyor?

2.Beynin yapısal bütünlüğü nasıl korunuyor?

Diğer insanlardan farklı olarak Süper Yaşlıların beyninde 4 kat fazla VON ECONOMO NÖRONU (Kısaca VEN) bulundu. Bu nöronlar karmaşık bilişsel ve sosyal fonksiyonlarda kullandığımız bilgiyi, hızlı işleme fonksiyonunu yerine getiriyorlar.

Böyle kişiler, 80 yaşında da olsa, müthiş zeki, müthiş enerjik, müthiş bir muhakeme gücüne sahip oluyor. Mimar Sinan da en büyük eserini 80 yaşından sonra yaptı.

Bu insanlar ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar hafızalarını ve bilişsel yeteneklerini hiç bir zaman kaybetmez.

Özellikle 80 yaşın üzerinde olup da, zihinsel olarak gençler kadar keskin belleğe sahip süper yaşlıların beyinlerinde, diğer yaşıtlarının beyinlerine göre birtakım yapısal ve işlevsel farklılıklar olduğunu, ayrıca beyinlerinin yapısal bütünlüğünü koruduğu tespit edildi.

Süper yaşlılar ve beyin yapıları incelendiğinde aşağıdaki bulgulara rastlandı:

1.Korteks (gri madde) yani beyin kabuğu daha kalın. Bu yapısal özellik 30 yaşındaki insanlarınkine benziyor. Korteks ne kadar kalın olursa sinir hücresi sayısı da o kadar fazla olur, yani beyin daha sağlıklı olur.

2.Alzheimer’in çok önemli belirtilerinden biri olan NÖROFİBRİLER YUMAK sayısı %90 daha az.

3.Sosyal zekâ sinir hücreleri (nöronları) olarak bilinen VEN sayısı çok daha fazla.

VEN sinir hücreleri beynin şakağa yakın ön lobundaki korteks alanlarında bulunuyor. Bu alanlar beynin daha çok dil, iletişim, dikkat, odaklanma, sosyal uyum, farkındalık, motivasyon ve hafıza ile ilgili işlevlerinin gerçekleştiği bölgeler olarak biliniyor.

Ayrıca, bu kişilerin beyin yapılarını incelediğinde duygusal durumumuzla ilgili olan bölümlerde farklılıklar gözlemlediler. Bu durum bu kişilerin yaşlandıklarında izole bir hayat yerine sosyal olarak aktif kalmayı tercih etmeleri ile ilişkilendirildi.

BEYNİNİ ZORLA

Sosyal ilişkilere devam etmek, beyni meşgul etmek ve çalışmak üzerine odaklanıyor.

Ancak burada bir uyarıları var. Bahsettikleri çalışma gerçekten tabir yerinde ise sınırları zorlayacak düzeyde olmalı, yani kişiyi yormalı.

BEYİN YENİ DENEYİMLERLE GELİŞTİRİLMELİ

Kişi Aktivitelerinde değişiklikler yapan, zıtları beyninde çarpıştıran kişiler daha az yaşlanıyorlar ve yeni deneyimlere açık oldukları için de beyin büyüme faktörü üretiyor.

Bu faktörü ürettiği zaman beyindeki kök hücrelerden hipokampus bölgesi, kök hücrelere yeni kök hücre üretiyor.

Vücudumuzda hangi yaşta olursa olsun kök hücre var ama bunun içinde kök hücreleri harekete geçirecek bir yaşam tarzı olması lazım. Uyaransız, hep aynı tarz, monoton yaşantı beyindeki kök hücreleri körelten bir şeydir.

Düzensiz fiziksel aktivitenin olduğu ya da fiziksel aktivitenin olmadığı bir yaşam tarzı yaşayan bir kişi halk dilinde sersem ya da tembel olarak bilinir. Yaygın olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bulunurlar.

Her şeyi oturduğu yerden yapma eğilimindeki insanların yaşam şekli… Hareketin hiç olmadığı üşengeç yaşam tarzıdır bu.

İbn-i Haldun’un çok önemli bir sözü vardır; “İnsan beyni değirmen taşına benzer. Değirmen taşı devamlı döner. Dönen değirmen taşının içerisine buğday ya da öğütülebilecek bir şey koymazsanız kendi kendini öğütmeye başlar” diyor.

KENDİNİ SEV, SAĞLIKLI UZUN YAŞA

Telomerazı harekete geçirip canlandıran şey ne? İçimizde öz sevgimiz varsa,  kendimizi seviyorsak bu telomerazı harekete geçirir.

İnsanların %80-90’ı, maalesef “kendimi seviyorum” testinden pozitif çıkmıyor. Bunun sebebi ilk 7 yılda çocuğu sürekli negatif eleştiren ebeveynlerden kaynaklanıyor.

Çocuk bu eleştirileri o yaşlarda aynen kaydediyor. Kendini sevmiyor.

Hâlbuki kendini sevmekle birlikte hayata karşı minnettarlık, keyif, takdir etme başlıyor.

HAYATI SEV

Kafanızdan hayatınızı sevince ne oluyor? 100 Trilyon hücreye “bu harika buna devam edelim” diyorsunuz. Hücrelerinizin sağlığınızı güçlendiriyorsunuz. Bu da telomerazı artırmaya itiyor.

İNSANLARLA BAĞ KURUN, ya kucaklaşın, ya da yok olun.

HİÇ EMEKLİ OLMAYIN, ya bir şekilde çalışmaya devam edin, ya da ölün.

DAİMİ İYİMSERLİK. Kaderinizi kendiniz yapın, iyi yapın.

Tekrar söyleyelim; yaşlanmanın %70’i yaşam tarzınızla ilgilidir.

Alzheimer ile ilgili çeşitlendirilmiş genler var ama bu genlerin rolü %30 civarında. Yaşlanmanın %70’i yine yaşam tarzıyla ilgilidir.

Yabancı bir dil öğrenmek. Online bir eğitime katılmak ya da yeni bir enstrüman çalmaya başlamak… Hepsi olabilir. Yeter ki beyni çalıştırsın.

Akrabalar ve ev halkı da, yaşlıları onore etsinler, şereflendirsinler. Bunun bir yolunu bulsunlar.

Michelangelo’nun 87 yaşında söylediği iki kelime ne kadar da anlamlı: “Ancora Imparo” yani “Hala Öğreniyorum”.

SON SÖZ

Hareket ederek, sağlıklı beslenerek, inşalara faydalı olarak ve öğrenerek ve değişerek genç kalın.

Ben de şunu söylüyorum:

“Hocalığımdan vaz geçerim ama öğrenciliğimden asla. Fikirlerimin kölesi değil efendisiyim. Öğrenirim ve değişirim. Bunun için da Rabbime şükrederim”

Ve hep 19’umda yaşarım.

Övgü sadece O’na…

Prof. Dr. Orhan Arslan

Share
116 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ